<?xml version="1.0" encoding="utf-8" ?>
<rss version="2.0" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <channel>
        <title>nonself</title>
        <description></description>
        <link>http://mirzabey.blogcu.com</link>
        <lastBuildDate>Mon, 09 Nov 2009 11:17:41 +0200</lastBuildDate>
     
        <item>
            <title>Mutluluk (Abdullah Oğuz) (2007)</title>
            <link>http://mirzabey.blogcu.com/mutluluk-abdullah-oguz-2007_4879125.html</link>
            <guid>http://mirzabey.blogcu.com/mutluluk-abdullah-oguz-2007_4879125.html</guid> 
            <description>&lt;P class=MsoNormal&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Mustafa Avrıkan (Ali Rıza rolünde) ile Emin Gürsoy&amp;#8217;u (Tahsin) oturaklı kıyafetler içinde görünce heyecanlanmıştım. Ancak hikaye çok çabuk belirdi ve &amp;nbsp;filmin başında görmeyi umut ettiğim şarkî ritüelleri göremeden (anlamadığım bir şekilde un fabrikasından mekanizma görüntüleri veriliyordu, Eisenstein'ın bir filmini&amp;nbsp;izliyorum sandım) baş kahramanlar İstanbul&amp;#8217;un yolunu tuttular.&lt;/P&gt;
&lt;P class=MsoNormal&gt;Tecavüze uğramış günahsız köylü kızı Meryem&amp;#8217;in (Özgü Namal) utanç ve nefret karışımı mimiklerinin verdiği duyguyu, İstanbul&amp;#8217;da ve yatta geçen karelerde arar olduk. Çünkü hikâyenin bu kısmında Meryem&amp;#8217;in yabancısı olduğu, hayretini gizleyemediği olgu ve çevrelere karşı mimik verirken zorlandığını ve saflığı çocuksulukla karıştırarak dramatik örgüyü düşürdüğünü gördük. Meryem&amp;#8217;in, Cemal Ağabeyi (Murat Han) tarafında köprüden atlamaya zorlandığı sahne film ekibinin tartışmasız en iyi işiydi.&lt;/P&gt;
&lt;P class=MsoNormal&gt;Filmin kimi yerinde; İstanbul başkadır, töre möre buralarda sökmez tarzında beylik replikler verilmişti bunun da altı doldurulmadı. Kentteki yarı köylülerin&amp;nbsp; varoşlarda yaşam mücadelesi verirken katlandıkları yoksulluklar, sıkıntılar, aile buhranları, keşmekeşler bir yanda; anlamsız törelerini vahşice bir ayine .. ( &lt;a href=&quot;http://mirzabey.blogcu.com/mutluluk-abdullah-oguz-2007_4879125.html&quot;&gt;devamı &lt;/a&gt;)</description>
            <pubDate>Fri, 28 Dec 2007 11:40:00 +0200</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>Takva (Özer Kızıltan) (2006)</title>
            <link>http://mirzabey.blogcu.com/takva-ozer-kiziltan-2006_4694028.html</link>
            <guid>http://mirzabey.blogcu.com/takva-ozer-kiziltan-2006_4694028.html</guid> 
            <description>&lt;P class=MsoNormal align=justify&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Olumlu eleştirilerin abartı safhasına ulaştığı Takva; dergâh müdavimi, mütedeyyin bir kişi olan Muharrem Efendi&amp;#8217;nin (Erkan Can) para ve cinsellik gibi dünyevi sembollerle olan zihinsel çatışmasını anlatıyor. &amp;#8220;Yeni Sinemacılar&amp;#8221;ın önceki filmlerine bakılacak olursa &amp;#8220;olağan gerçekçilik&amp;#8221; kaygısıyla ortaya koydukları bu tarz yeni değildir. Ancak seçilen tema afilli olduğu için Takva filmi gereğinden fazla konuşuldu, yazıldı, çizildi.&lt;/P&gt;
&lt;P class=MsoNormal&gt;&lt;B&gt;Dergâh (Tekke)&lt;/B&gt;&lt;/P&gt;
&lt;P class=MsoNormal&gt;Genelde kılık kıyafetleri yüzünden ilk bakıştan sonra gözlerimizi korku ve hışımla onlardan ayırdığımız kişilerden mürekkep underground cemaattir dergâh. Genelde diyorum çünkü dergâhın şiar edindiği temel felsefeye göre kılık kıyafet yönergeleri de değişir. Serbesti tanıyanlarının yanı sıra kimi dergâh her bakımdan gizlilik ilkesini benimser ve bu dergâhın dervişleri kılık kıyafetlerini o gün ve toplumdaki genel geçer tercihlere göre seçerek (melâmetiyye örneği) kendilerini deşifre etmezler. Daha marjinal sayabileceğimiz tasavvufi öğretileri benimsemiş bir kısım ekolün müritleri&amp;nbsp; ise, benimsedikleri düsturlar doğrultusunda tespit edilmiş kıyafetleri giyerler. Hatta daha uçlarda olanlar vardır ki bunların müritlerine saç ve sakallarının yanında kaşlarını da tıraş etmeleri emredilmiştir.(1) &lt;/P&gt;
&lt;P class=MsoNormal&gt;</description>
            <pubDate>Wed, 28 Nov 2007 00:53:00 +0200</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>Taxi Driver (Martin Scorsese) (1976)</title>
            <link>http://mirzabey.blogcu.com/taxi-driver-martin-scorsese-1976_4273928.html</link>
            <guid>http://mirzabey.blogcu.com/taxi-driver-martin-scorsese-1976_4273928.html</guid> 
            <description>&lt;P class=MsoNormal align=justify&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Sağda solda hakkında fazlasıyla konuşulan filmlerden birisi de Taxi Driver. Senaryosunu Paul Schrader yazmış (ki kötü bir senaryo bile sayılabilir). Yönetmeni Martin Scorsese ve başrol oyuncusu Robert De Niro.&lt;/P&gt;
&lt;P class=MsoNormal&gt;Taxi Driver filminde Martin Scorsese en baştan çok iyi götürdüğü kurguyu seyirciye finalde şiddet hediye ederek çamura saplasa da Robert De Niro final replikleri ve mimikleriyle filmi o çamurdan çekip çıkarmıştır. &lt;/P&gt;
&lt;P class=MsoNormal&gt;Travis Bickle sadece &amp;#8220;yalnız&amp;#8221; ve sadece &amp;#8220;Vietnam Syndrome&amp;#8221; sahibi bir gazi değildir. Bickle&amp;#8217;in bizi şaşırtan yanı, tam olarak ne yaptığını bilemeyen, ne yapacağı konusunda pek bir fikri olmayan kişi olmasıdır. Diş fırçalama alışkanlığı gibi bir alışkanlıkla günlük tutuyor olması bizi fazla heyecanlandırmasın. Bu, onu kararlı ve sistemli bir adam yapmaya yetmez. Problemleri vardır Travis'in&amp;nbsp; fakat bu problemli insanla finaldeki &amp;nbsp;katliamı yapan kişi örtüşmemektedir. Ve benim nazarımda Taxi Driver filmi bu yönüyle bir büyüye sahiptir. &lt;/P&gt;
&lt;P class=MsoNormal&gt;</description>
            <pubDate>Fri, 28 Sep 2007 11:55:00 +0300</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>&quot;Beş Mehmet&quot;</title>
            <link>http://mirzabey.blogcu.com/bes-mehmet_4126547.html</link>
            <guid>http://mirzabey.blogcu.com/bes-mehmet_4126547.html</guid> 
            <description>
&quot;...bülbül idim lâl oldum&lt;br&gt;eridim hilâl oldum&quot;&lt;br&gt;&lt;br&gt;&amp;lt;object width=&quot;425&quot; height=&quot;350&quot;&amp;gt;&amp;lt;param name=&quot;movie&quot; value=&quot;http://www.youtube.com/v/kIscgOTQYCM&quot;&amp;gt;&amp;lt;/param&amp;gt;&amp;lt;embed src=&quot;http://www.youtube.com/v/kIscgOTQYCM&quot; type=&quot;application/x-shockwave-flash&quot; width=&quot;425&quot; height=&quot;350&quot;&amp;gt;&amp;lt;/embed&amp;gt;&amp;lt;/object&amp;gt;&lt;br&gt;&lt;br&gt;&lt;a href=&quot;http://www.youtube.com/watch?v=kIscgOTQYCM&quot;&gt;i.explorerde sorun yaşıyorsanız :) buyrun burdan seyredin&lt;/a&gt;&lt;br&gt;  
.. ( &lt;a href=&quot;http://mirzabey.blogcu.com/bes-mehmet_4126547.html&quot;&gt;devamı &lt;/a&gt;)</description>
            <pubDate>Sat, 08 Sep 2007 17:27:00 +0300</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>One Flew Over the Cuckoo&amp;#8217;s Nest (Milos Forman) (1975)</title>
            <link>http://mirzabey.blogcu.com/one-flew-over-the-cuckoo-s-nest-milos-forman-1975_3400393.html</link>
            <guid>http://mirzabey.blogcu.com/one-flew-over-the-cuckoo-s-nest-milos-forman-1975_3400393.html</guid> 
            <description>
      &lt;img src=&quot;http://img.blogcu.com/uploads/mirzabey_randhe_chief.jpg&quot;&gt;&lt;br&gt;&lt;p&gt;Filme de adını veren tuhaf isimli* bu kitap, bilumum normatif yaşam ve düzene karşı başkaldırıların doruk seviyesinde çıktığı bir dönemde yazılmış. Yazarı Ken Kesey de amerikan hippi gençliğine öncülük etmiş, klasik usülde uyuşturucu kullanmış, hippiliğin diğer gereklerine ayak uydurmuş bir yazar. İndirgenmiş &amp;nbsp;yarı-anarşizmi temel alan yaşam felsefesi doğrultusunda sistem eleştirisine matuf bir kaç kitap yazmış bir kimse. Guguk Kuşu&amp;#8217;na gelince, filmi genel bir bakışla sosyal ve siyasi hayatta kurulu düzenin, teamüllerin ve kabullerin eleştirisi olarak tanımlayabiliriz sanırım.&lt;/p&gt;  &lt;p&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Özgürlükçülük, -köhne ve eprimiş- düzenlere, sistemlere başkaldırıcılık şüphesiz çoğumuzu cezbeden albenili olgular. Hemen her sistem ürettiği tepkimeler (antitez) tarafından köhnemiş olarak tanımlanır. &amp;nbsp;Hafızalarımızdaki kahramanların kahir ekseriyeti de bu köhne sistemlere karşı özgürlük savunuculuğuyla, düzen yıkıcılığıyla nam salmış kişiler. İçtimai hayatın bir disipline, katı kurallara bağlanmış olması gerektiği var sayılırsa özgürlükçülüğü ve paralelindeki psiko-sosyal düşünce sistemlerini, aktiviteleri kaotik bir şekilde var kılan şey toplumsal düzenin ve kurallar bütününün kendisidir. Toplumsal işleyiş, birbirini idame ederek ve yedekleyerek kurumlarını var kılarken çarkın kıyısında köşesinde kalmış, adapte olamamış bireyleri ıskartaya çık.. ( &lt;a href=&quot;http://mirzabey.blogcu.com/one-flew-over-the-cuckoo-s-nest-milos-forman-1975_3400393.html&quot;&gt;devamı &lt;/a&gt;)</description>
            <pubDate>Tue, 26 Jun 2007 12:11:00 +0300</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>Mağara</title>
            <link>http://mirzabey.blogcu.com/magara_3241379.html</link>
            <guid>http://mirzabey.blogcu.com/magara_3241379.html</guid> 
            <description>
  &amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Bursa'ya&lt;br&gt;&amp;nbsp;  &lt;p&gt;Seni bir mağarada olduğun için seviyordum&lt;/p&gt;  &lt;p&gt;Duvarı dinliyordun akrebi dinliyordun&lt;/p&gt;  &lt;p&gt;Karanlıkta olduğun zamanlar yani her zaman&lt;/p&gt;  &lt;p&gt;&amp;nbsp;&lt;/p&gt;  &lt;p&gt;Cehennem kurşunu dökülmesin diye gözlerime&lt;/p&gt;  &lt;p&gt;Annem erken uyandırıyordu böylece&lt;/p&gt;  &lt;p&gt;Ayırıyordum bir insanı ötekinden&lt;/p&gt;  &lt;p&gt;İnce taylardan rüzgarı böyle ayırıyordum&lt;/p&gt;  &lt;p&gt;Bahar cemrelerinden çöl izini sana bakıp&amp;#8230;&lt;/p&gt;  &lt;p&gt;&amp;nbsp;&lt;/p&gt;  &lt;p&gt;</description>
            <pubDate>Mon, 11 Jun 2007 11:23:00 +0300</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>Babel (Alejandro González Iñárritu) (2006)</title>
            <link>http://mirzabey.blogcu.com/babel-alejandro-gonzalez-i-arritu-2006_2324333.html</link>
            <guid>http://mirzabey.blogcu.com/babel-alejandro-gonzalez-i-arritu-2006_2324333.html</guid> 
            <description>
      &lt;img src=&quot;http://img.blogcu.com/uploads/mirzabey_babel_1.jpg&quot;&gt;&lt;br&gt;&lt;p&gt;Uyumlu müziğiyle methedilen &lt;b&gt;&lt;i&gt;Powder Keg&lt;/i&gt;&lt;/b&gt; (2001- 8 dk.) dışta tutulduğunda A. Inarritu&amp;#8217;nun Amores Perros&amp;#8217;u ortaya koyduğu tarzın zirvesindedir. Belli ki Inarritu, senarist &lt;b&gt;&lt;i&gt;Guillermo Arriaga&lt;/i&gt;&lt;/b&gt; ile birlikte &amp;nbsp;bir yolculuğa çıkmış, artık birlikte çalışmayacaklarını açıklayana kadar, sistemli ve sabırlı bir sinematografi ortaya koymuşlardır. Ancak, 2003 yapımı olan 21 Grams ve son film Babel, serinin ilk film olan Amores Perros&amp;#8217;a bu yönden fazlaca bir katkıda bulunmamış &amp;nbsp;ikili, ilk filmlerinin başarısının üstüne (bu tarz için) çıkamamışlardır. Gerçi Babel bazı noktalarda retoriğin dışına çıkıldığı bir eserdir. Yönetmeni, Babel&amp;#8217;i &amp;nbsp;prodüksüyon olarak bir kazanç saysa da sinema gibi fevkalade imkanlara sahip bir sanat için imgesel tutarlılık ve süreklilik sakıncalı bile sayılabilir.&lt;/p&gt;  &lt;p&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;&amp;nbsp;&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;Arkadan Gelen Senaryo&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;  </description>
            <pubDate>Wed, 21 Mar 2007 15:41:00 +0200</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>Ömrün Şu Biten Neşvesi</title>
            <link>http://mirzabey.blogcu.com/omrun-su-biten-nesvesi_2282701.html</link>
            <guid>http://mirzabey.blogcu.com/omrun-su-biten-nesvesi_2282701.html</guid> 
            <description>
    Makam: Uşşak *&lt;br&gt;Usûl : Yürük Semai **&lt;br&gt;&lt;i&gt;Beste: Süleyman Erguner&lt;/i&gt; ***&lt;br&gt;&lt;i&gt;Güfte: Yahya Kemal Beyatlı****&lt;/i&gt; &lt;p&gt;&lt;br&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ömrün şu biten neşvesi tâm olsun erenler, &lt;br&gt;Son meclisi câm üstüne câm olsun erenler. &lt;br&gt;Şükrânla vedâ ettiğimiz cân-ı fenâya; &lt;br&gt;Son pendimiz ah-lâfa devâm olsun erenler. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Câizse Harâbât-ı Ilâhî'de de herşey, &lt;br&gt;Yârân yine Rindân-ı Kirâm olsun erenler. &lt;br&gt;Tekrar mülâkî oluruz bezm-i ezelde; &lt;br&gt;Evvel giden ahbâba selâm olsun erenler.&lt;/p&gt;&lt;br&gt;Okuyan: Vedat Kaptan Yurdakul (Trt Ankara Radyosu sanatçılarından. Koro şefi)&lt;br&gt;</description>
            <pubDate>Sat, 17 Mar 2007 13:03:00 +0200</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>Satranç ve Satranç Edebiyatı</title>
            <link>http://mirzabey.blogcu.com/satranc-ve-satranc-edebiyati_2182768.html</link>
            <guid>http://mirzabey.blogcu.com/satranc-ve-satranc-edebiyati_2182768.html</guid> 
            <description>
      &lt;p&gt;&amp;#8216;Önceki gönderiye yazılmış bir yorum üzerine&amp;#8217;&lt;/p&gt;    &lt;p&gt;&amp;nbsp;&lt;/p&gt;  &lt;p&gt;Normal şartlar altında, satrançtaki başarı salt kişisel deha, yığıntı ve becerilerin bir sonucudur. Yani bir Kasparov olmak bir Ronaldinho olmaktan daha zordur. Bu bağlamda satrançta dünyanın en iyisinin kim olduğu sorusu&amp;nbsp; daha anlamlıdır. Takım halindeki müsabakaların pek kıymeti harbiyesi yoktur satrançta... Benim sormak istediğim soru ya da konuyu bağlamak istediğim nokta bu değil. Ben soruyu şu şekilde sormak istiyorum: Satrançta üst düzey oyuncular nasıl insanlardır? Asıl amacım insanı tanımak. Satranç ileri düzeyde bir takım zihin faaliyetlerinde bulunan insan hakkında bilgi alabileceğimiz şahane bir düzlem. Neden ileri düzeyde zihni faaliyet sergileyen insanı seçtik? Çünkü basitçe, bu insanlar daha iyi anlayabilirler, daha iyi sorgulayabilirler ve dahi hayat hakkında daha tumturaklı laflar edebilirler. Olan biteni, çevreyi, karşısındakinin zihnini çözebilirler ne bileyim yani akli beceri gerektiren işlerde, sosyal vakıalarda, sonuç çıkarılması gereken durumlarda bu adamlar daha iyi olmalıdırlar öyle değil mi? Üst düzey satranç oyuncularının&amp;nbsp; tecrübelerden istifade etmek istiyoruz sadece hepsi bu.&lt;/p&gt;  &lt;p&gt;</description>
            <pubDate>Tue, 06 Mar 2007 18:48:00 +0200</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>Kont De Legal matı</title>
            <link>http://mirzabey.blogcu.com/kont-de-legal-mati_2088649.html</link>
            <guid>http://mirzabey.blogcu.com/kont-de-legal-mati_2088649.html</guid> 
            <description>
Paspalov vs. Miela&lt;br&gt;&lt;br&gt;&lt;img src=&quot;http://img.blogcu.com/uploads/mirzabey_aaa.gif&quot;&gt;&lt;br&gt;&lt;br&gt; &lt;p&gt;&lt;/p&gt;   
.. ( &lt;a href=&quot;http://mirzabey.blogcu.com/kont-de-legal-mati_2088649.html&quot;&gt;devamı &lt;/a&gt;)</description>
            <pubDate>Sat, 24 Feb 2007 19:03:00 +0200</pubDate>        
        </item>
        <atom:link href="http://mirzabey.blogcu.com/rss.php" rel="self" type="application/rss+xml" />
</channel>
</rss>